İNSAN HAKLARI VE BARIŞ ÜZERİNE BİR İNCELEME

İNSAN HAKLARI VE BARIŞ ÜZERİNE BİR İNCELEME

Öncelikle, bu bloğa yazı yazmamı sağlayan Türk Tıp Öğrencileri Birliği’nin İnsan Hakları&Barış çalışma kolu ailesine teşekkür ediyorum. Yazım uzunca olmuş olabilir, umarım sıkılmadan keyifli bir şekilde okursunuz.

Tam 67 yıl önce bugün tam da bu saatlerde çok önemli bir olay oldu. Bugün İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, Birleşmiş Milletler’in 10 Aralık 1948 Paris toplantısında kabul edildi. Peki İnsan Hakları ne demekti, evrensel ne demekti, bildirge ne demekti?

İnsan Hakları mazisi 100 yıl bile olmayan, aslında sahip olduğumuz en güncel kavramlardan birisi. Daha önceleri yerine pek çok ifade kullanılmış fakat duygu ve düşünceler en sonunda anlamını bu öbekte bulmuştu. Neredeyse hayatımızın her yerinde olan bu ifadeyi o kadar benimsedik ki, anlamını kurcaladığımız zaman bu konuda ne yazıkki yetersiz olduğumuzu fark ediyoruz. Evet, “İnsan Hakları nedir?” sorulabilecek zor bir soru. Benim bu soruyla ilgili gördüğüm bir gerçek, yaptığım röportajlarda veya konuştuğum insanların her birinin bu soruya olan cevabının farklı oluşuydu. Belki de bu yazımdan sonra insan haklarını daha iyi anlamak için kaynaklara bir göz atarsanız, ne dersiniz?

Basitçe açıklamak gerekirse, insan hakları insan olduğumuz için sahip olduğumuz haklardır. Üstünde araştırılma yapılmış çeşitli haklar vardır fakat hepsinin temelinde olan insan hakları her yerde her birey için uygulanabilirliği olan tek kavramdır. Yani evrenseldir. Peki bu haklarımız nelerdir?

Yaşama, hürriyet ve kişi emniyeti hakkı…Her şahsın fikir, vicdan ve din hürriyeti…Günümüzce sıkça konuşup tartıştığımız bu başlıklar sahip olduğumuz hakların sadece birkaçı. Birleşmiş Milletlere göre liste haline getirilmiş toplamda 30 İnsan Hakkı vardır ve bu haklar İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi adında listelenmiştir. Fakat o güne gelebilmek, o dönemin şartlarını anlayabilmek ve bu sonuçlara varabilmek için sanırım biraz geçmişe dönmemiz gerekiyor.

Şu ana kadar bilinen kadarıyla ilk çağlarda, insan haklarını temsil veya figüre eden herhangi bir çizim veya belge bulunamadı. O dönemin sosyoekonomik şartlarını göz önünde bulundurursak çıkartabileceğimiz bir sonuç, birlikte olduğunuz topluluğun doğru topluluk olması durumunda güvende olmanız ve yaşamanız aksi takdirde elenmeye uğramanız olurdu.

İnsan Haklarıyla ilgili bilinen en eski belge, milattan önce 6. yy tarihlerinde oluşturuldu. Dönemin Pers Hükümdarı 2. Kiros (Cyrus the Great) karanlık çağlardan gelen bu belirsiz gidişatı değiştirmeye karar verdi. Babil topraklarını fetheden imparator , o zamana kadar eşi ve benzeri görülmemiş olan bir uygulamaya imza atarak kölelere özgürlük hakkını ve insanların dinlerini özgürce yaşama hakkını tanıdı ve onun bu sözleri zamanın kil silindirine kazındı(Kiros Silindiri). Bu silindir 1879'da, Asur bilgini Hormuzd Rassam tarafından Babil'deki Marduk Tapınağı'nda bulunmuş, günümüzde Londra'daki Britanya Müzesi'nde sergilenmektedir.

Peki sonrasında? Kölelik, ne yazık ki Pers toplumunun ayrılmaz parçası olarak kalmaya devam eden bir kurum olarak kalmaya devam etti ancak bu karar eski Mezopotamya geleneklerini derinden etkileyecekti. Öyle ki, hükümdarlar tahta geçiş törenlerinde, reform bildirgeleri yayımlayacak ve bu düşünce o zamanın diğer büyük uygarlıkları olan Yunan ve Roma uygarlıklarına da yayılacaktı. Roma’da halkın bu çizgiyi takip etmeye başlamasıyla beraber “Doğal Yasa” kavramı ortaya çıktı. Fakat bu yasalar, toplumun liderlerine bağlıydı ve her lider Kiros kadar merhametli olmayabilirdi...

Tarihte bugüne doğru gelirken yaşanılan en büyük ikinci gelişme, binlerce yıl sonrasında, 1215’te, İngiliz Kralı Kral John’un ilk kez yetkilerini kısıtlaması ve halka bazı hak ve özgürlükler tanıması oldu. Magna Carta, yani Büyük Ferman olarak da bilinen bu belge, Kralın bazı yetkilerinden feragat etmesini, kanunlara uygun davranmasını ve hukukun kralın arzu ve isteklerinden daha üstün olduğunu kabul etmesini zorunlu kılıyordu. Magna Carta ne kadar vatandaşların özgürlüklerini belirlemekten çok, toplum güçleri arasında bir denge kuran bir belge olarak görülse de, anayasal düzene ulaşana kadar yaşanılan tarihi sürecin en önemli basamaklarından birisidir. Magna Carta’nın en önemli ifadelerinden biri olan 39. Madde şu sözleri içerir:

 

Özgür hiç kimse kendi benzerleri tarafından ülke kanunlarına göre yasal bir şekilde muhakeme edilip hüküm giymeden tutuklanmayacak, hapsedilmeyecek, mal ve mülkünden yoksun bırakılmayacak, kanun dışı ilan edilmeyecek, sürgün edilmeyecek veya hangi şekilde olursa olsun zarara uğratılmayacaktır.”

 

Daha ileriki tarihlerde, Avrupa’da başlayan Aydınlanma felsefesi genel olarak insanın kendi yaşamını düzenlemesini yeniden gündeme almış, hem düşüncenin hem toplumsal yaşamın köklü değişimlere uğrayacağı bir sürecin fikirsel/felsefi başlatıcısı olmuştur. 16-17. yy filozoflarının öncülüğünü etmiş olduğu sosyalizm ve liberalizm akımları, kabaca insanların eşit ve özgür olduğunu savunuyordu. Ayrıca düşünce özgürlüğünü, insan eylemlerini akla göre düzenlemek anlayışını en geniş ölçüde yayan ilk düşünür olduğu için John Locke, Avrupa'daki aydınlanma ve Akıl Çağı’nın gerçek kurucusu olarak kabul edilir. 

 

Gerçekleşen bu hareketlerin bir sonucu olarak İngiltere’de “Haklar Yasası” oluşturulurken Amerika’da ise 1776’da On Üç Koloni'nin Büyük Britanya Krallığı'ndan ayrı olarak bağımsızlıklarını ilan ettikleri Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi yayınlandı. Fransa’da ise, yaşanan Fransız İhtilalin ardından insan haklarını korumak amacıyla Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi yayımlandı. Bildiri; insanların özgür doğduğunu ve eşit yaşamaları gerektiğini, insanların zulme karşı direnme hakkı olduğunu, her türlü egemenliğin esasının millete dayalı olduğunu ve mutlak egemenliğin bir kişi ya da grubun elinde bulunamayacağını, devleti idare edenlerin esas olarak millete karşı sorumlu olduğunu, hiç kimsenin dini ve sosyal inançları yüzünden kınanamayacağını ortaya koyuyordu.

 

Tüm bu ardı sıra gelişmeler sırasında yararlanılan bu liberalist fikir akımları Roman kavramı olan “Doğal Yasalar”ın, Frank kavramı “Doğal Haklar”a dönüşmesini sağladı.

 

Fakat yapılan bunca çaplı değişikler sadece Avrupa’yı etkiledi. Avrupa’nın büyük imparatorlukları altında işgal altında olan topluluklar ise bu gelişmelerden yararlanamadı. 19 ve 20. yy boyunca yaşanılan bu olaylarda etkisi en geniş çapta olan ise dönemin zorlu şartlarında, ayrımcılığın hat safhada olduğu dönemlerde; Hindistan Bağımsızlık Mücadelesi önderliğini yapan Mahatma Gandhi’nin attığı adımlar oldu. Bu hareketlerin yansıması olarak ırk, dil, din ve toplumsal cinsiyet bakımından mazlum azınlıkların hareketleri dünyanın pek çok yerinde etkili oldu. Fakat sonuca ulaşmak bu kadar kolay olmadı.

Dünya iki büyük savaş gördü. 20 Milyondan fazla insan yerlerinden edildi, bedeni kullanıldı, katledildi veya soykırıma uğradı. Ne acıdır ki İnsan Hakları hiç bu kadar ucuza satılmamıştı. 1945’te ülkeler bu durumların tekrar yaşanmaması için toplandı ve bir karar almaya çalıştı. Amaç ise “Haysiyet ve insan kişiliğinin iyiliğinde, temel olan insan hakları inancını teyit etmek” idi. Peki burada geçen “İnsan Hakları” ifadesi ne demek oluyordu?

 

Kiros’un Beyannamesi, Roma’nın Doğal Yasaları, İngiliz ve Fransızların bildirgeleri.. Herkesin az da olsa insan haklarının ne olması gerektiği konusunda farklılıkları ve benzerlikleri olan birtakım fikirleri vardı. En sonunda, 1948’te dönemin Birleşmiş Milletler temsilcilerinden Eleanor Roosevelt öncülüğünde her bir insanı kapsayan bu liste tüm Birleşmiş Milletler ülkelerince uzlaşıya varıldı. İşte 10 Aralık 1948 tarihinin bu saatlerinde bildirilmiş olan belgenin adı, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesidir. Böylece Frank konsepti olan “Doğal Haklar”, “İnsan Hakları”na dönmüş oldu.

 

Özet olarak açıklamak gerekirse, binlerce yıllık savaş, bildirge ve tekrar savaş periyotlarının ardından nihayetinde insanların tümü için uygulanabilir olması gereken İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi yayınlandı.

 

Fakat hala bir sorun vardı, okuyunca çok önemli olduğunu anladığımız bu maddeler neden reele taşınırken ütopyaya dönüşüyordu? Bu sorunun nedenini düşünmenizi rica ediyorum. Eminim ki düşünmenizle birlikte kafanızın içinde oluşacak olan kıvılcımlar sizleri bu konuda daha çok harekete geçmeye itecektir.

Son söz olarak bu yazıyı yazarken çok az da olsa sahip olduğum birikimimi sizinle paylaşarak İnsan Hakları’nın tarihinden ve bugüne kadar yaşanılan süreçlerden bahsetmek istedim. Hepimiz haklarımızı önemsesek de bu konuda nasıl bir adım atmak konusunda sıkıntılar yaşayabiliyoruz çünkü bu konuda bilgi eksikliği yaşıyoruz. Geçmişimize bakmadan geleceği şekillendirmeye çalışıyor, aynı hatalara tekrar ve tekrar düşüyoruz. İki şeyi çok iyi biliyorum. Birincisi “Dünya sizinle değişir.”. Her bir birey bu dünyanın geleceğinde bir rol oynar; Adolf Hitler gibi, Martin Luther King gibi.. İkincisi ise iyi bir temele sahip değişimlerin köklü ve kalıcı olduğudur. İyi bir temele sahip olmak için bolca görmek, okumak ve empati kurmak gerekir.

Her şeye rağmen böyle haklarımızın varlığından haberdar olmak güzel. Bir gün bu haklarımızı layıkıyla elde edeceğimiz umudunu taşıyor olmak güzel. İnsana, insanlığa dair “savunacağımız” değerlerin olduğunu bilmek güzel.

Emir Çağrı KİRAZ

İstanbul Tıp Fakültesi