SCORP Blog

Barış Yangını

BARIŞ YANGINI

    Bugün yollar farklı olsa da tek bir amaç vardı, BARIŞ. ‘Savaşa inat, Barış hemen şimdi’ sloganıyla çıktılar o sabah evlerinden. Ankara sokaklarını barış çığlıkları, barış şarkılarıyla inletmeye gelmişlerdi. Sonsuz mutluluğun barıştan geçtiğini anlatacaklardı belki de insanlara bu genç bedenler. Yaş fark etmez barış için içi kaynayan insana. Bu mitingi amaçlarına giden yolda sesleri olarak gören bu insanlar nereden bilirdi saniyeler içinde bombaların patlayacağını yanı başında, nereden bilirdi içindeki umut dolu temiz yüreğini kaybedeceğini. Bu dünyadan göç edip gitti yine pırıl pırıl bedenli, temiz yürekli insanlar. Bu utanç dolu gün bizim umut dolu barış dolu beklediğimiz dünyaya bir karanlık olarak çöktü... ‘Canlı var mı canlı?’ anlatıyordu belki de bugünkü çaresizlik ve utanç dolu günü. Ankara sokaklarında barışı öldürdük dün. Tam da dün yine aynı sorular vardı kafamızda. İnsan hayatı bu kadar ucuz mu? Aynı olayı birçok kez yaşamamıza rağmen neden yine biz? Amacı barış olan bir topluluğa hangi zihniyet bir bomba doğrultabilir? Huzur dolu bir ülkede el ele tutuşup  güçlü olmak yerine neden anneler yine ağlıyor?

     Ülkece ağlamak geliyor içimizden, boğazımız düğümleniyor çaresizlikten.  Televizyon başında hastanedekilere dua etmek, Allahım ne olur sayı artmasın, bir eve daha ateş düşmesin diye ummak… acının tarifi bu. Bu kadar uzaktan bu kadar zor, peki ya barış pankartlarına sarılıp giden gençler? Barış istemek ne zaman bu kadar acı verici oldu? Televizyondan gelen o bir cümle yaktı ‘anne ne olur ölmeyelim...’ annesi için ne kadar tatlıdır canı, o cana kıymak olur mu? Ve başka birisi telefonla annesini arıyordu ‘anne merak etme ölmedim’ ardından utanarak yıkılarak eklediği cümle ‘Ali’yi bilmiyorum anne.’ Ali barış için oradaydı, Ali şimdi nerde? Barış nerede? Keşke Ali de barış da bizimle olsaydı...

     Barış güvercinini uçuracak insanlar onlara binip gittiler..

     Yorgun hepimizin kalbi, her gün sızlamaktan bu memleket için.

     Her türlü terörü  lanetliyoruz ve barış dolu huzur dolu bir dünya temennisindeyiz. Hayatını kaybedenlerin yakınlarına baş sağlığı dileklerimizi iletiyor, yaralılara acil şifalar diliyoruz. Kendimizi her daim güvende hissedip, huzurla uyuyup umutla uyandığımız bir dünya dileğiyle!

                                                              MÜŞERREF BADE YILMAZ- DUMLUPINAR TÖB LORP

                                                              TAKIM ARKADAŞLARI;     CEREN CESUR      

                                                                                                          ŞEBNEM CANDAN

                                                                                                          AHMET BUĞRA BİLGİN

                                                                                                           BESTE KIZILTAŞ                      

Sevginin Olduğu Yerde Mutluluk Da Vardır

SEVGİNİN OLDUĞU YERDE MUTLULUK DA VARDIR

Sokakta gidiyorsunuz, giderken yanınızda bir köpek belirdi. Tasması yoktu, yani sahipsizdi. Siz yürürken sizinle yürüyordu. Belki açtı, belki susuz; belki ilgi istiyordu, belki de sadece yanınızda yürümek istiyordu kim bilir. Sonuçta o bir köpek, nasıl ifade etsin kendini. Belki de ne olaylar yaşadı, ne zorluklar atlattı kim bilir.

Sadece köpekler değil, çoğu hayvan türlü zorluklarla karşılaşıyor. İnsanoğlu onlara türlü zorluklar çektiriyor. Basit bir örnekle başlayalım: Çok uzak zaman dağil, hatırlayacaksınız Çin’deki köpek yeme festivalini. Köpekler, sadece bir festival uğruna türlü işkence aletleriyle işkence görüyor, canlı canlı kaynatılıyor, canlıyken acı çektirilerek ölüme sevk ediliyor. Tüm Dünya bu festivali kınasa da her yıl devam etmekte.

Festival yılda bir kez olur, ama bunlarla sınırlı değil. Hayvanlar, kozmetik ve tıbbi alanla türlü deneylerde kullanılıyor. Ara sıra bu deneylerde hayvanlarda gelişen komplikasyonlar hayvanların acı çekmesine, uzuv kaybına ve hatta ölümüne neden olmakta. Derisi için hayvanlar, zayıflaması ve derisinin pislenmemesi için çok az besin ve suyla soğuk havalı kafeslerde tutuluyorlar. Hayvanlar zevk için avlanıyor, zevk için kafeslerde tutsak ediliyorlar.

Hayvanların yaşamları boyunca maruz kaldığı çeşitli kötü olaylar sonucu Hayvan Hakları Evrensel Beyannamesi, 15 Ekim 1978 tarihinde Paris'teki Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) Merkezi'nde düzenlenen bir tören ile ilan edildi. Ülkemizde de hayvan hakları 2004 yılında yasa ile koruma altına alınmıştır. Hayvanların, doğanın onlara tanıdığı yaşama haklarını korumak için gerekli hükümler yasal güvenceye alınmış ve bu hükümleri ihlal edenlere çeşitli cezalar verilmesi öngörülmüştür.

Hayvanlar, ekosistemimizin büyük bir parçası. Onlar olmazsa biz de olmayız. Onlar acı çekerse bizler de bir gün acı çekeriz. Onlar da canlı, onların da duyguları var, onların da zorunlulukları, ihtiyaçları var. Lütfen, onlar da saygıyı hak ediyor. Onlar size bir şey yapmamışken onları böyle cezalandırmayın, sevgi gösterin. Sevginin olduğu yerde mutluluk da vardır.

                                                                                                          Bedirhan Ergül

 

SİLAHSIZLANMA – DISARMAMENT

SİLAHSIZLANMA – DISARMAMENT

Küresel, bölgesel, ulusal veya en dar kapsamıyla bireysel silahsızlanma, hangi boyutta olursa olsun büyük bir önem taşıyor. Herhangi bir aşamasına katkı sağlamak için bizler neler yapabiliriz? Biraz fikir vermesi açısından bize örnek olabilecek birkaç şeyi paylaşmak istedim.

Yukarıda resmini gördüğünüz şey sizce ne? Evet, bu bir gitar ama bildiğimiz gitarlardan değil. Bu gitar Kolombiyalı müzisyen ve aktivist CésarLópez tarafından AK-47 makinalı tüfeğin dönüştürülmesiyle yapılmış.“Escopetarra”adını verdiği bu gitar savaşta kullanılan bir alet olmaktan çıkıp barışı temsil eden bir sembole dönüşmüş. Escopetarra, López tarafından, 2003 yılında Bogota’da El Nogal gece kulübü bombalamasının ardından yapılan bir gösteride bir askerin elindeki silahı gitar gibi tutmasını farketmesinden sonra yapılmıştırLópez’in o gece şahit olduğu saldırıda terörist bir grup özel bir gece kulübüne yaptıkları bombalamada 36 kişinin ölümüne 170 kişinin de yaralanmasına sebep olmuşlardı.

“Lópezand his friends reacted to the violence in the only way they knew how: they played music”

Lopez şiddete olan tepkisini böyle ortaya koymuştu, harabeye dönmüş olan kulüpte performansını gerçekleştirdi ve ilk Escopetarra ortaya çıktı. İspanyolca escopeta (tüfek) ve guitarra (gitar) kelimelerinin birleştirilmesiyle oluşmuş birleşik bir sözcüktür. Birlikte ikisi barışın güçlü bir sembolü olmuştu. Lopez’e göre Escopetarra insanoğlunun icat ettiği en iğrenç ve en güzel şeylerden birini barındırmaktaydı ve amacı insanları düşünmeye sevk etmekti.

Lopez ilk olarak beş adet Escopetarra yaptı ve bunlardan dört tanesini Kolombiyalı müzisyen Juanes’e, Arjantinli müzisyen Fito Páez’e, Birleşmiş Milletler Geliştirme Programı’na ve Bogota şehir yönetimine verdi, sonuncusunu da kendisine sakladı. Grammy ödüllü sanatçı Juanesescopetarra’yı görünce gözlerine inanamamış ve keşke Kolombiya’daki ve tüm dünyadaki silahlar böyle olsa demiş.

Escopetarra’ların birisi de United Nations’ın New York’taki ana merkezine bağışlanmış ve hala sergileniyor. Lopez de United Nations Office of Disarmement Affairs’in “No Violonce” kampanyasına destek veriyor.

Bu fotoğrafları New York’taki United Nations Headquarters’ı gezdiğimde ben çekmiştim ve çok etkilenmiştim. Umarım bizler de böyle fikirlerle ortaya çıkar ve ses getirmeyi başarırız!

 

Leyla Elmas

Bıçaklanan doktor hayatını kaybetti

 

      3 sene önce bu haberle irkilmiştik Gaziantep'te ameliyatına girdiği 85 yaşındaki kanser hastasının hayatını kaybetmesi üzerine 17 yaşındaki torunu tarafından kalbinden bıçaklanan Uzman Dr. Ersin Arslan’ın ölüm haberini aldığımızda. Dr. Ersin henüz 30 yaşındaydı. Geride hamile bir eş ve koca bir enkaz bırakmıştı. Ama maalesef Dr. Ersin ilk olmadığı gibi son da olmayacaktı.

      Yaşadığımız toplumda, toplumsal şiddetle birlikte hekime ve sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin de arttığının tanığıyız. Artık ‘’şiddetin gölgesinde hekimlik’’ diye bir olgudan bahsedebiliyoruz. Artık hem toplumda hem de spesifik olarak sağlık alanında şiddet olaylarına gözümüz kulağımız aşina oldu. Ama bugün duymayan kulaklara, görmeyen gözlere sormak zorundayız. Bugün durup düşünmek zorundayız: Hayatının en güzel yıllarını hastalarının yaralarına derman olmak için öğrenmeye, çalışmaya, kitaplara, sınavlara, ameliyatlara vakfetmiş bir insan, neden çalıştığı hastanenin ortasında ölümcül bıçak saldırılarına maruz kalmaktadır? Hekime ve diğer sağlık çalışanlarına yönelen bu öfke nedendir? Geçmişe oranla hastalar daha iyi tedavi edilmesine ve konforlu yaşayabilmesine rağmen neden geçmişe oranla hekimler ve diğer sağlık çalışanları daha çok horlanmakta ve şiddete maruz kalmaktadır? Çünkü ülkemizde uygulanan sağlık programı aşırı hasta yükü, hasta başına ayrılan sürenin kısalığı, emeğin değersizleştirilmesi, hekimlerin ‘’paragöz’’ insanlar olarak topluma tanıtılması, sağlıkta yaşanan sorunların sebebinin hekimler olarak gösterilmesi ve en önemlisi hekimlik mesleğinin puana indirgenerek mesleğin onur ve saygınlığının yok edilmeye kalkışılması yaşanan şiddet olaylarının temel nedenidir. Ancak bilinmelidir ki artık şiddete toleransımız sıfırdır. Ne Dr. Ersin ne de diğer mağdur sağlık çalışanları yalnız değildir. Sağlıkta şiddet olaylarına daha etkili çözümler getirilmediği sürece kaliteli bir sağlık hizmeti beklemek büyük bir yanılgıdır.

                                                                                                   

                                                                                                                   Artık sağlıkta şiddet sona ERSİN…

 

Kenya'daki terör olaylarına ilişkin

 

2 Nisan 2015 tarihinde Kenya'da Garissa Üniversitesinde meydana gelen silahlı saldırı sonucu 147 kişi hayatını kaybetmiş, 79 kişi yaralanmıştır. 

Hiçbir farklılık terör eylemlerini doğru kılmaz. Terörün amacı ne olursa olsun hiçbir şekilde bir insanın yaşama hakkının elinden alınması doğru değildir. 

Din, ırk, düşünce farklılıkları yüzünden kimsenin ölmemesi ve dünya barışının daim kalmasını temenni ediyor, ölenlerin yakınlarına başsağlığı ve yaralananlara acil şifalar diliyoruz.

Dünya Barışı

           İnsanlık tarihinin ilk günlerinden beri savaş, insanların ve ulusların karşısına kaçınılması olanaksız en kotu seçenek olarak çıkmıştır. Devletlerarasındaki anlaşmazlıklar, menfaat çatışmaları, manevi sebepler, hırs duygusu, savaşların en temel sebeplerindendir. Savaşların ülkeleri hem maddi hem de manevi anlamda büyük zararlara uğratan, halkı sefalete sürükleyen, dünya üzerinde huzur ve refah ortamını bozan, insanların birbirlerine olan güvenini yitirip daima şüpheci yaklaşmalarına neden olan karışıklık, kararsızlık ve dengesizliktir. Tüm insanlık ve uluslar için acı, yıkım, gözyaşı ve medeniyet için ise geriye gidiş demek olan savaşın insanoğlunun yaşamından silinmesi, halkların barışçıl bir yasam sürmesi, barış hakkının korunması ve uygulanması her devlet için temel bir yükümlülüktür. Tüm insanlığın esenlik ve mutluluğunu odak alan, bencillikten uzak, insancı ve uygarlıkçı bir politika izlenmeli ve ulu önder Atatürk’ün "Yurtta barış, cihanda barış" ilkesi benimsenmelidir.

Sinem SATILMIŞ

Kırıkkale TÖB- LORP Asistanı

 

Çocuk İstismarı

Dünya Sağlık Örgütü çocuk istismarını  "Çocuğun sağlığını, fiziksel ve psikososyal gelişimini olumsuz etkileyen, bir yetişkin, toplum ya da devlet tarafından bilerek ya da bilmeyerek uygulanan tüm davranışlar çocuğa kötü muameledir." olarak tanımlar.

Bu istismar ve ihmalin açıklanması konusunda birçok ülke yönetimi kendi yasal tanımlarını yapmıştır ve nelerin çocuklara kötü davranma olarak tanımlanması gerektiğini kendi yasa ve ceza kanunlarında belirlemiştir.

İstismar aile ya da yakın ilişkilerde sıklıkla ortaya çıkabilen bir şiddet türüdür. Çocuklar başta anne-baba olmak üzere, kendilerine bakmakla yükümlü kimseler veya diğer yetişkinler tarafından fiziksel, duygusal, zihinsel ya da cinsel gelişimlerini engelleyen, beden ya da ruh sağlıklarına zarar veren, kaza sonucu olmayan durumlarla karşı karşıya kalabilirler. Bir çocuğun istismara maruz kaldığına tanık olmuş ya da duymuşsanız kesinlikle bunu ciddiye almanız gerekir ve bu istismarın tekrarlanmaması için de çocuğun korunmasına yönelik önlemler alınmalıdır.

Tüm sosyoekonomik gruplarda çocuklar kötü muameleye maruz kalmasına rağmen yapılan araştırmalar özellikle fakirler ile dezavantajlılarda yaygın olduğunu göstermektedir. Aile içi şiddetin özellikle fakir gruplar arasında çok daha belirgin olduğu bilinmektedir. Benzer şekilde alt sosyoekonomik gruptan insanların yoğun yaşadığı bölgelerde çocuklara kötü muamelenin de yaygın olduğu, gerek aile üyeleri ve gerekse diğer kişiler tarafından çocuklara yönelik ihmal ve istismar daha yüksek seviyede hissedilmektedir. Parçalanmış ailelerde ya da bekâr anne ya da baba yanındaki çocuklar açısından yüksek oranda ihmal ve fiziksel istismar riski vardır.

 

Çocuk istismarı ile ilgili yanlış bilinenler:

YANLIŞ

DOĞRU

Çocuklar cinsel istismarı hayal güçlerinin genişliği nedeniyle uydururlar.

Çocuklar bu konuda yalan söylemezler. İlk kural çocuğa inanmak olmalıdır.

Olayı provoke eden çocuklar, şirin ve cazip kız çocuklar, evden kaçan çocuklar, ihmal edilmiş çocuklar potansiyel kurbanlardır.

Bir kez olan ya da tekrarlayan cinsel istismar çocuğun ruhsal ve fiziksel sağlığı açısından ciddi derecede zarar vericidir. Buna maruz kalanlar her sosyoekonomik ve her sosyokültürel gruptan gelen kız ve erkek çocuklar olabilir.

Parklar, genel tuvaletler, ıssız sokaklar, karanlık yerler, boş inşaat sahaları tehlikeli bölgelerdir.

Olayın olduğu yer genellikle ev, okul, ev ile okul arasındaki yol gibi çocuğun içinde bulunduğu yakın çevresidir.

İstismarcılar genellikle yaşlı ve yabancı erkeklerle sokaktaki hırpani serserilerdir.

Olguların % 80-95’inde fail 20-40 yaşları arasında, kurban tarafından tanınan, evli ve çocuklu erkeklerdir.

 

Özge İrem GENÇ

Kırıkkale TÖB-SCORP Takım Üyesi

 

2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü

Nisan ayı, Birleşmiş Milletler tarafından tüm dünyada ''Otizm Farkındalık Ayı'', 2 Nisan ise ''Otizm Farkındalık Günü'' olarak ilan edilmiştir.

    Günümüzde zihinsel yetersizlikten sonra en sık rastlanan nörogelişimsel yetersizlik olan otizm spektrum bozukluğu doğuştan gelen ve genellikle yaşamın ilk üç yılında fark edilen karmaşık bir gelişimsel bozukluktur.Gensel ve çevresel etkenlerin neden olduğu düşünülen otizmin çocuk yetiştirme özellikleriyle ya da ailenin ekonomik koşullarıyla hiçbir alakası yoktur ; bu nedenle otizm spektrum bozukluğu her çeşit toplumda, farklı coğrafyalarda, ırkta ve ailede rastlanmaktadır.

   Otizmli bireyler, erken teşhis ve sonrasında yeterli kalite ve oranda eğitim ile topluma kazandırılabilir hatta akranları ile birlikte aynı okulda olabildiğince sorunsuz eğitim alabilir seviyeye gelebilir, meslek sahibi olup üretken, bağımsız bireyler olabilirler.

   Kesin olmamak ile birlikte verilen istatistiklerde 88'de 1 görülme sıklığı olan otizmi bir eksiklik olarak değil, yetenek olarak düşünüp farkındalığı arttırmalıyız.

Hekimlik

Hekimlik, hem meslek grubu olarak nitelendirilip kategorize edilen hem de bu sınıflandırmanın çok daha fazlasına yayılım gösteren bir zanaattir. Hekimlik, bir meslek grubu nitelendirmesinden çok daha fazlasıdır. Öğretmen için öğretmenin yeri ve zamanı yoktur, hekim için de iyileştirmenin. Hekim, yaşamın her dakikasında, her insanın yaşama hakkı için çalışan bir emekçidir. Bunun içindir ki, hekim için yaşam neyse hekimlik de odur. 


İnsanlığa olan sorumluluğu, eğitim hayatının ilk gününde öğretilir bir hekime. Uzun ve zorlu geçecek eğitim hayatının her günü, bir gün karşılaşması muhtemel bir durumda onun için hayati önem taşıyacak birçok bilgi içermektedir. Bunun içindir ki, bir hekim adayı için konu eksiği, hiçbir zaman olası bir durum olarak karşılanmayacaktır. Böyle bir disiplinin içinde yetişen her hekim, mesleğini icra ederken şüphesiz ki hak ettiği saygıyı görmek isteyecektir.


Hekimler, sağlık politikalarının pratik uygulayıcılarıdırlar. Sunulan imkanlar dahilinde çalışan hekimler, zaman zaman ellerinde olmayan sebeplerden ötürü hedef olmaktadırlar. Hedef seçilen hekimler; fiziksel ve ruhsal şiddete maruz kalmakta, kimi zamanlarda ise bu şiddet, mesleki hayatlarını engelleyecek boyuta ulaşmaktadır. Hekimliğe karşı takınılan bu tutum, insani değerlerin hiçe sayıldığı bir yaklaşımın ürünüdür. Şüphesiz bu yaklaşımlarda halkın yanlış yönlendirilmesinin ve medyanın tarafsızlık ilkesini göz ardı ederek yaptığı haberlerin payı büyüktür. Tıbbi komplikasyon ve hekim hatası kavramlarının farkında olmayan hastalar, hak iddiasıyla hekimi hedef alabilmektedir. Bilinmelidir ki, tıbbi komplikasyon hekimin elinde olmayan, yapılan tıbbi müdahalenin kabul edilir bir yan etkisidir. Hekim, ancak mesleki kusurunun teyit edildiği malpraktis durumunda hastaya verilen zarardan sorumludur. Öte yandan, sağlıkta iş yükünü ve hekimin özverili tavrını görmezden gelen kimi medya organları, hekimi ve hekimliği hedef gösteren yayınlar yapabilmektedir. Sonuncusunu geçtiğimiz günlerde yaşadığımız ve cerrahları hedef alan kimi haberler, hem o mesleği icra eden hekimleri zan altında bırakmakta hem de halkın hekimlere olan inancına zarar vermektedir. Topluma yol gösteren gazetecilerin, bu gibi hassas konularda daha dikkatli haberler yapmaları en büyük temennimizdir.


Hekimi bu mesleğin içinden bir bakış açısıyla değerlendiren bizler, tarafsızlığın bizi en doğru sonuçlara ulaştıracağını biliyoruz. Bu inançla, topluluğumuz bünyesinde araştırmalar yürüten "Tıp ve Hukuk" çalışma grubunun ve "Hataya Tahammül Yok" çalışma grubunun elde ettiği verilerle geleceğe yön vermeyi hedefliyoruz. 


Hekim; yardımseverdir, özverilidir ve fedakârdır. Mesleğini, hümanist bir yaklaşımla yerine getirir. Koşulsuz olarak hizmet ettiği insanlardan yalnızca saygı bekler. Hak ettiği değeri, ondan esirgemeyin.


SCORP Medya Takımı

Utanmayın ! Utandırın !

Farklılıkları, yarattıkları farkındalıklardan gelen scorpionlarım, hepinize merhabalar ! İlk önce şunu söylemeliyim ki ilk blog yazım ve baya heyecanlıyım nedense. Bir yandan Minik Serçe'mizin seslendirdiği Ünzile şarkısını dinliyor, bir yandan da bu yazımı kaleme alıyorum. Sizlere bu yazımda günümüz toplumlarının; evet, toplumumuzun ve diğer toplumların önemli bir meselesi olan "çocuk istismarından" bahsedeceğim. Çocuğun gelişimini engelleyen eylem ve eylemsizliklerin tümüdür çocuk istismarı. İstismar sözlük anlamı ile; fiziksel, ruhsal, cinsel ya da sosyal açıdan zarar görülen eylemler bütünüdür. Dünya Sağlık Örgütü'ne göre; dünyada 1-14 yaş grubundaki 40 milyon çocuk istismara uğramaktadır. İstismar denince aklımıza ilk olarak cinsel istismar gelir; lakin bir tek cinsel yönden değil, günümüz çocukları duygusal, fiziksel ve sosyal açılardan da istismara maruz kalmaktadır. Türkiye'de çocukların % 78'i duygusal, % 24'ü fiziksel, % 9'u ise cinsel istismara uğramaktadır. Her sosyoekonomik düzeyde görülen cinsel istismara, kızların daha fazla mağdur kaldığı yapılan araştırmalarca belirtilmektedir. Bu yazımda istismar çeşitlerinden  özellikle "cinsel istismar" üzerinde durmak istiyorum. İstismar çeşitleri arasında anlaşılması en zor olan ve yıllardır farkına varılamayan, farkına varılsa bile ört-bas edilen bir konudur cinsel istismar. Cinsel istismar, kitabi tanıma göre bir erişkinin cinsel gereksinim ve isteklerini karşılamak için çocukları araç olarak kullanmasıdır. Bir çocuk cinsel istismara en çok ailede maruz kalır. Yapılan istismarların %57'si baba, % 4'ü abi, %13'ü yakın akraba, %26'sı ikinci dereceden akrabalar tarafından gerçekleştirilmektedir. Çocukları sevme, onlara cinselliği öğretme bahaneleriyle çocuğa yaklaşan istismarcı, yaptığı hareketleri çocuğun yarar gördüğü ve çocuğun eğlendiği gerekçelerini öne sürerek kendisine bir koruma kalkanı yaratmaktadır. Özellikle ergenlik çağındaki kız çocukları, bu vasıftan yoksun hasta ruhlu kişilerin birincil hedefi haline gelmektedir. Kadını sadece cinsel bir obje olarak gören sapkın insanlar, ulaşılması kolay olarak gördükleri ve herhangi bir birliktelik için maddi kayıplarının da olmayacağını düşünerek kız çocuklarına tecavüz ve taciz olarak nitelendirdiğimiz "sürtünme, kendini öptürme, meme ve genital bölgesini elleme ve çocukla birlikte porno videoları izleme" ile kendilerini tatmin etmektedirler. Maalesef ki bazı hareketler; komşudur, akrabadır, abidir, babadır denilip tepki görmemekte veya utanma bilinciyle bu davranışlara  ses yükseltilmemektedir. İşte bu yüzden "Utanmayın, Utandırın!" diyoruz arkadaşlar. Çevrenizde veya tanık olduğunuz her olaya tepkinizi yüksek sesle dile getirin ve bu konuda gerek çocuğu gerek ( istismar eden aileden biri değilse ) aileyi bilinçlendirin. İstismarı gerçekleştiren aile fertlerinden biri ise de ALO 183 Çocuk İstismarı İhbar Hattı'nı arayarak şikayette bulunun. Gerek yoksulluk yüzünden Asya ve Afrika kıtalarında; gerek fantezi uğruna Avrupa'da ve ne yazık ki her yıl gündeme gelen onlarcası var ki gündeme gelemeyen veya farkında olunamayan nice olay ülkemizde de gerçekleşmektedir. Hatırlayacağınız üzere; *Siirt'te 8 kişinin 2 bebeğe tecavüz edip öldürdüğünü, *Malatya'da bir öğretmenin 11 kız öğrencisine taciz etmek suçlamasıyla yargılandığını, *Adana'da ev kadını 40 yaşındaki K.H'nin cinsel ilişkiye girdiği 2 erkeğe, 12 yaşındaki kızı F.H.'yi 5 lira karşılığında pazarladığını, *Konya'da 53 yaşındaki baba Ö.A'nın öz kızına tecavüz edip bu tecavüz sonucunda olan bebeğin eşiyle doğmasına izin verdiğini ve bebeği çöplüğe attığını, *Hüseyin Üzmez olayını, *Kars'taki Mert olayını, Ve daha niceleri... Bu konuda dosyası bir hayli kabarık olan ülkem bir de Mardin'deki 13 yaşında olan N.C. davasında, hakimin verdiği "istese 26 erkeğe karşı koyabilirdi" kararının vicdan sızlatan etkilerini hala yaşıyor ve hatırlıyor olmalı. Ne yazık ki bizler, bu konuları sadece bir haber olduğu vakit; ah vah eden, 30 saniyelik tepkiler gösteren ve başka adımların atılması için çabalamayan bir toplum oluyoruz. Cinsel istismar konusunda herkese görev düşmektedir; lakin özellikle bizlere, hekim adaylarına ve hekimlere çok büyük görev düşmektedir. İleride bir çocuk hastamız olduğunda "genital kanama, cinsel yolla bulasan hastalık veya beklenmedik cinsel davranışlar" gözlemliyorsak aklımıza ilk olarak cinsel istismarı getirmeliyiz. Yine "uyku bozukluğu, ani tepkiler, kaygı bozuklukları, karşı cinsten korkma" doktorların aklına cinsel istismar gelmelidir. Özellikle suçluluk psikolojisiyle istismarı yakınındakilere söyleyemeyen çocuk, bu rahatsızlığını çeşitli bahaneler üreterek hastaneye gitmeyi istemekte ve doktorları kendisi için bir kurtarıcı olarak görmektedir. Bu bağlamda, özellikle muayene ederken aklımızın bir köşesinde istismar olabileceği şüphesi daima kalmalıdır ve bu konuda gerek çevremiz, gerek meslektaşlarımız bilinçlendirmelidir. Peki, bu konuda çocuklar nasıl eğitilmelidir ? Onlara bedenlerini korumayı ve "HAYIR" demeyi öğretmeliyiz. Son olarak 19 Kasım tarihinin "Dünya Çocuğa Yönelik Cinsel İstismarı Önleme Günü" olduğunu hatırlatarak ve Enis Berne' nin bir sözünü sizlerle paylaşarak yazımı bitirmeyi isterim. "Bütün çocuklar prens ya da prenses olarak doğar, ta ki yetişkinler onları kurbağaya çevirene kadar." Başka bir blog yazısında görüşmek dileğiyle... Keyifli okumalar. Hakla kalın !                                                                     

Bir Garip Scorpion          

14'-15' Norp Asistanı İbrahim Yıldız