SCORP Blog

TANRIÇALAR KIZINCA

O gün her yer karanlıktı,

Kapılar kapanmıştı,

Hapsedilen kadınlar,

Bir isyanı başlattı.

 

Bir kıvılcım çaktı usulca,

Pencere baca tutunca,

129 kadın ölünce,

Tanrıçalar kızmaz mı söyleyin bana?

 

Kadın bereket demektir,

Hayatın sürmesi ve annedir,

Kibele kızınca sonuç nedir?

Bolluk, bereket gider; kuraklık gelir.

 

Kadın iffet demektir,

Güzellik ve hünerdir,

Artemis kızınca sonuç nedir?

İffet gider, hüner biter.

 

Kadın zeka demektir,

Koruyucu ve barışın kendisidir,

Athena kızınca sonuç nedir? 

Barış gider, savaş gelir.

 

Kadın aile demektir,

Huzur, sevgi, zarafettir.

Hestia kızınca sonuç nedir?

Ocak söner, aile biter.

 

Kadın olmazsa sonuç nedir?

Karışıklık, savaş, kuraklıktır.

Dünya kötülük yuvasıdır,

Hayatın güzelliği kadındır. 

 

YAZAN: Emir Bolat

Çocuğa Karşı Şiddetin Göstergelerle İzlenmesi Eğitimi

Merhaba SCORPion’lar, bu haftaki blog yazımızı ben yazıyorum. Yazım geçtiğimiz hafta sonu (18-19 Mayıs) Ankara’da UNICEF-AB ortaklığında düzenlenen “Çocuğa Karşı Şiddetin Göstergelerle İzlenmesi Eğitimi” üzerine olacak.

 

Kısaca eğitimin özelliklerinden, nedir?  Ne değildir? Ve amaçlarından bahsedeyim: Çocukların şiddetten etkilenmelerini engellemek için Avrupa Birliği ve UNICEF bir araya gelerek “Güney Doğu Avrupa’da Çocukların Şiddetten Korunması” projesini başlatmışlar. Proje 4 ülke üzerinde ilerliyor: Arnavutluk, Bosna-Hersek, Sırbistan ve Türkiye. Türkiye’de ise  “Çocuğa Karşı Şiddeti Önlemek için Ortaklık Ağı” kurulmuş. Çocuğa karşı şiddete karşı çalışan STK’lar bu ağda yer alıyorlar. Proje henüz yeni, yapılan eğitimler de bu yüzden yeni. Eğitimler bireysel vakalar üzerinden değil sistem izlemesi üzerinden gidiyor. Yani STK’lar neler yapabilir?

 

Eğitim temel olarak 4 oturum üzerinden ilerledi: Kavramlar, Hak Temelli İzleme, Göstergeler, Raporlama.

 

Kavramlar: Çocuk nedir? Hakları nelerdir? Şemsiye haklar gibi temel kavramların açıklığa kavuşturan bir oturum oldu. Bilmediğim ya da yanlış bildiğim şeylerin farkına vardım bu oturumda.

 

İzleme:  Çocuk ve insan hakları sorunlarıyla belirli süreler içinde mücadele etmek için gerekli bilgilerin aktif şekilde toplanması, doğrulanması ve savunuculuk amacıyla kullanılmasıdır.

 

Süreç şu şekilde işlemektedir;

 

Çocuk -> Durum Analizi -> Planlama -> İzleme Süreci -> Raporlama, Doğrulama ->     Kamuya Açma -> Savunuculuk

 

Göstergeler: Çocuğa karşı şiddeti önleme göstergesi çocuk hakları norm ve standartları ile ilişkilendirilebilecek bir nesne, olay, faaliyet ya da sonucun durumu ile ilgili kendine özgü bilgidir. Bu bilgiler çocuk hakları ilkelerini ve endişe alanlarını yansıtır. Çözüm için ipuçları sağlar.

 

Raporlama: Çocuğa karşı şiddetin göstergelerle izlenmesi sürecinde toplanan verilerin incelenmesi, ayrıştırılması ve çözümlenmesi ile elde edilen bilgi ve belgelerin derlenerek yazılı ya da yazılı olmayan formatlarda ifade edilmesi ve sunulmasıdır. Güzel bir örnek olarak; http://www.cocukhaklariizleme.org/harita/

 

Her oturumun sonunda küçük gruplara ayrılarak çeşitli vakalar üzerinde çalışmalar yaparak, öğrendiklerimizi uygulama fırsatı bulduk. Eğitimler çeşitli kaynaklar ve materyaller ile desteklendi. Konu hakkında ileri okuma yapmak isteyenlere kaynak paylaşımı yapabilirim.

 

Çocuğa karşı şiddetin azalması dileği ile…

Emir Beyatlı Röportajı

Emir, o sırf o topraklarda doğduğu için çok küçük yaşlarda savaşla ve onunla birlikte de hüzünle, kederle, acıyla, kayıpla tanışmış küçücük çocuklardan sadece birisi. Irak savaşında daha çok küçükken başından geçenleri bizlere anlattı. Pek keyifli olmasa da belki de savaşı lanetlemek için kendimize küçük büyük birçok neden bulacağımız bir röportaj.

Esra Köksal: Emir seni tanıyabilir miyiz?

Emir Beyatlı: 1990 doğumluyum. Irak Kerküklüyüm. Gazi Tıp birinci sınıfta okuyorum. Liseyi bitirene kadar Irak’ta kaldım. Lise bitince yurt dışına çıkmak zorunda hissettim ve Türkiye’ye geldim. Ailem Irak’ta iki kardeşim var orada okuyorlar.

E.K: Savaş zamanı da Irak’taydın sanırım.

E.B: 2003 savaşı başladığında ben oradaydım evet. 13 yaşındaydım. Ortaokul 1’e gidiyordum. Savaş başladığında herkes 1991 savaşı gibi olacağını zannediyordu. O savaşta elektrikler kesilmiş, sular kesilmiş. Benzin kıtlığı vs olmuş. O yüzden herkes stok yapmaya başladı.  Poşetlere dahi su doldurduğumuzu hatırlıyorum. Elektrik kesintisine karşı jeneratör satın aldık. Bir dönem her şey felç oldu. İki-üç hafta kadar. Bizim de yapabilecek fazla bir şeyimiz yoktu evde haberleri seyrediyorduk. Çok komiktir haberde “Daha Basra’ya giremediler.” Deniliyor ama adamlar Bağdat’ta. Tüm şehirler bir bir düşünce biz acaba Kerkük’e ne zaman gelirler diye beklemeye başladık. Haberlerden takip ediyoruz bu arada da Bağdat’ta yaşananları. Biz dedemlerin sığınağında kalıyorduk. Ama babamlar bu savaşın 91 savaşının yanında daha kolay geçtiğini söylüyor. Mesela mont bulamayıp battaniyeden mont yapmışlar kendilerine. O savaşta büyük kıtlık yaşanmış. Daha sonra bir ay kadar caddelerde ne polis ne ordu hiçbir şey göremedik. Halk terk edilmiş gibiydi. Çok iyi hatırlıyorum birileri geldi dedemin arabasını istedi, dedem vermedi. Adamlar Allahtan insaflıymış çekti gitti. Ama kimi ailelerde öyle olmamış. Adamlar arabanın sahibini öldürüp yine o arabayı almışlar. Hiçbir can güvenliğimiz yoktu.

E.K: Kim, niye yapıyor böyle bir şeyi?

E.B: Polis yok,  halk savunmasız, ortalığı boş buluyorlar. Yine iyi atlattık o günleri. Alıyor arabayı götürüyor satıyor, işte eline ne kadar geçerse. Ama ne olduysa yağmalama olayından sonra oldu. Devlet daireleri açılınca cahil halk yağmaladı. Sonrasında ortalık karıştı. Aradan altı ay geçti hala okullar açık değil. Tüm devlet daireleri kendi halkımız tarafından yağmalanmıştı zaten. Tren raylarını dahi yağmalamışlar. Dokuz on ay sonra okullar açıldı. Babamda devlet arabası vardı Bağdat’tan dönerken babama saldırmışlar arabayı alıp yağmalamak için. Alamamışlar. Ama daha sonra evin önünden çalındı araba.

Daha sonra Şii-Sünni muhabbeti dönmeye başladı. Ben lise birdeyim. Şii- Sünni savaşı başladı. Şii, Sünni’ye yakalanırsa; Sünni, Şii’ye yakalanırsa ölür. Babam iki kuzenini bu şekilde kaybetti. Hayat Irakta çok değersizdi artık. Lise ikideyken okulun kapısının önünde bir araba infilak etti. Okulun kapısı açık olsaydı bizden de epey öğrenci ölürdü. Biz hep patlamalara arabaların infilak edilmesine alışmıştık zaten. Irak’ta sokağa çıktın mı her an her şey gelebilirdi başına. Ben birçok patlamaya tanık oldum. Hatta bunlardan birinde arkadaşımı kaybettim. Bir gün dört arkadaş matematik hocamıza özel derse gidiyorduk. Bindiğimiz otobüsün yanındaki polis arabasını patlattılar. O otobüste iki öğrenci hayatını kaybetti biri benim arkadaşım Abdülkerim’di. Allah rahmet eylesin. Diğer iki arkadaşımın da biri kolundan biri bacağından yaralandı. Bana bir şey olmaması tamamen şans eseri. Arkamızdaki otobüste de amcamın oğlu varmış o anlık şokla sen tut annemi babamı ara ”Emir önümüzdeki otobüsteydi. Otobüs patladı.” de. Annem babam baya bir korkmuş. Benim de telefon çekmiyor. Bizimkiler sanıyor ki ben öldüm. Bir iki saat sonra ben aradım iyi olduğumu söyledim de rahatladılar. Düşünsene bir anne babanın yaşayabileceği en büyük korku.

E.K: Günlük hayat nasıl ilerliyordu?

Irak’ta bir yolun kapatıldığı, bombanın bulunduğu, infilak olayları çok olurdu. Biz de bunları kanıksamıştık artık. Bunlarla yaşamayı öğrenmiştik, öğrenmek zorundaydık. Her an yanımızda bir bomba patlayıp öbür tarafa gidebilirdik ama biz lise sondaydık ve üniversite sınavına hazırlanıyorduk.(gülüşmeler) İnsanlar artık bombaları, patlamaları umursamaz olmuş. Ölümden korkmaz olmuş. Günlük hayatlarını devam ettirmeye çalışıyorlardı. Lise böylece bitti. Üniversiteye başladım. Elektrik-elektronik mühendisliği. Final sınavlarından sonra ben kaçırıldım.

E.K: Anlatmak ister misin?

E.B: 19 yaşındayım. Cuma günüydü. Evimize arkadaşımın ailesi davetliydi. Normalde babam bana arabayı vermezdi. Bari şoförümüzün yanında gidiyim dedim. Hamdi abiden de arabayı aldım. Gidiyoruz işte. Annem maydanozla domates al dedi. Cuma olduğu için tüm dükkânlar kapalı. Açık yer bulalım diye dolaşırken önüme polis arabası gelip durdurdu beni. “Sen bir arabaya vurdun. O araba takla attı. İki kişi öldü. İn arabadan.” dediler bana. Altı kişi üzerime silah çekince inmek zorunda kaldım ben de. Birisi geldi tabancayla başıma vurdu. Bayılmadım ama elim ayağım tutmaz oldu. Adamlar kelepçeleyip arabaya attı beni. Gözüm bağlı ayağım zincirli elim arkama kelepçeli. 11 gün öyle kaldım. Adamlar iyice dövdü beni zaten. Gözlerim sürekli kapalı olduğu için zaman kavramım karıştı ama her gün dövüyorlardı herhalde. Babamı aradılar. Oğlunu beş yüz bin dolar karşılığı bırakırız dediler. Sonradan öğrendiğime göre pazarlık yapılmış yetmiş bin dolara bırakmışlar beni. Beni babamla konuşturdular telefonda ağlayayım diye de dövdüler. Çabuk çıkmak istiyorsan ağlayacaksın dediler. Ben XL giyiyordum. Çıkınca XS giymeye başladım. 11 günde o kadar zayıflamışım. Adam bir gün geldi çıkmak istiyor musun hadi çıkarıyım seni dedi. Ben belki yaşamam diye şahadet getirdim. Beni bir çöle getirdi. Elim, ayağım açık sadece gözlerim bağlıydı. Sonra beni bıraktı bastı gitti. Gözlerimi açtım ama uzun süredir bağlı olduklarından bir şey görmenin imkânı yok. Sola yürü demişti, yürüdüm. Bir şehre vardım. Sağ olsunlar benimle çok ilgilendiler beni korumaya çalıştılar. Sonra ailem geldi beni aldı. Evde bayram havası. Sayısız kurban kesilmiştir.

Sonra babam sen artık yurt dışına çıkmalısın dedi. Türkiye’yi önerdiler ben de geldim işte buradayım şimdi.

E.K:Emir bu yaşadıklarını üç- beş cümleyle nasıl özetlersin?

E.B: Ben de ailem de tüm Irak halkı da çok zor zamanlar geçirdik. Bu biraz da bizim oyuna gelmemizle ilgili ama neyse. Acaba bugün nerede patlama olacak, birileri ölecek mi diye güne başlamak çok zor. Zor günlerde ümidimi tamamen kaybettiğim oldu zaman zaman. Ama benim çıkardığım bir ders oldu sonunda ne kadar zor günler geçirseniz de pes etmeyin, mücadeleyi bırakmayın sonu hayır olur inşallah.

E.K: Anlattıkların beni de üzdü açıkçası ama inan önünde çok güzel günler var. Teşekkür ediyorum röportaj için.

E.B: Bir şey değil. Ben teşekkür ederim.

Röportajı yapan: Esra KÖKSAL, Gazi YK LORP Asistanı